Ölüm karinesi, bir kişinin hayatını kaybettiğinin kesin olarak bilinmemesine rağmen, içinde bulunduğu olayın niteliği ve koşulların ağırlığı nedeniyle hukuken ölmüş sayılması gerektiğini ifade eden bir kavramdır. Türk Medeni Kanunu, ölüm karinesini özellikle ölüm tehlikesi içinde kaybolan kişiler için düzenlemiştir. Bu durumda kişinin gerçekten ölüp ölmediği kesin olarak belirlenemese de olayın yapısı, gerçekleştiği ortam, arama-kurtarma raporları, tanık beyanları ve resmi tutanaklar onun büyük olasılıkla hayatını kaybettiğini gösteriyorsa ölüm karinesi uygulanabilir.
Ölüm karinesi, hukuki ilişkilerin belirsizliğe sürüklenmesini engelleyen önemli bir kurumdur. Özellikle kişinin malvarlığının korunması, mirasçılarının hukuki işlemleri sürdürebilmesi, eşinin aile hukuku açısından pozisyonunun belirlenmesi ve sigorta süreçlerinin yürütülebilmesi için ölüm karinesinin belirleyici etkisi vardır. Bu karine, kişinin kaybolduğu sırada içinde bulunduğu tehlikenin ağırlığını merkezine alır; örneğin bir uçak kazasında kaybolan kişinin bulunmaması, büyük çaplı bir depremde göçük altında kalması veya denizde fırtına sırasında kaybolması gibi olaylarda ölüm karinesi gündeme gelir.
Ölüm Karinesi Hangi Şartlarda Uygulanır?
Ölüm karinesi uygulanabilmesi için kişinin ölüm tehlikesi içinde kaybolmuş olması gerekir. Bu tehlike, hayatı ciddi şekilde tehdit eden ve kişinin sağ olarak kurtulma ihtimalinin çok düşük olduğu olaylar için geçerlidir. Örneğin büyük bir patlama, yangın, askeri operasyon, doğal afet, uçak veya gemi kazası gibi olaylar bu kapsamdadır. Kişinin kaybolduğu olayın niteliği, resmi kayıtlar ve arama-kurtarma çalışmalarının sonuçsuz kalması mahkemenin bu karineyi değerlendirmesinde temel rol oynar.
Ölüm karinesinin uygulanması için ayrıca mahkemeye başvuru yapılması gerekir. Yetkili mahkeme, kişinin kaybolduğu yer veya son yerleşim yerindeki Asliye Hukuk Mahkemesidir. Mahkeme, başvuruyu aldıktan sonra olayın koşullarını değerlendirir ve gerekirse ilgili kurumlardan ek bilgi talep eder. Ölüm karinesinin en önemli özelliği, gaiplikten farklı olarak ilan süreci gerektirmemesidir. Çünkü ölüm karinesi, olayın ağırlığı sebebiyle kişinin yaşam ihtimalinin son derece düşük olduğu durumlarda uygulanır; bu nedenle gaiplikteki gibi uzun bir bekleme süresi öngörülmez.
Ölüm Karinesi ile Gaiplik Arasındaki Farklar Nelerdir?
Ölüm karinesi ve gaiplik çoğu zaman karıştırılsa da hukuki bakımdan birbirinden oldukça farklı kurumlardır. Ölüm karinesi, kişinin ölüm tehlikesi içinde kaybolduğu ve olayın niteliği gereği büyük ihtimalle ölmüş sayıldığı durumlarda uygulanır. Gaiplikte ise kişinin ölümü kesin olarak anlaşılamadığı gibi ciddi bir ölüm tehlikesi bulunmayabilir; esas belirleyici unsur uzun süre kendisinden haber alınamaması veya belirsiz bir şekilde kaybolmuş olmasıdır.
İkinci önemli fark, bekleme ve ilan süresidir. Gaiplik kararına geçilebilmesi için kanunda belirlenen ilan süreçlerinin tamamlanması zorunludur. Buna karşılık ölüm karinesinde ilan yapılmasına gerek yoktur; mahkeme olayın ağırlığına göre doğrudan karar verebilir. Bu nedenle ölüm karinesi, hukuki işlemlerin daha hızlı yürütülmesini sağlar.
Bir diğer fark ise kararın niteliğidir. Ölüm karinesiyle kişinin ölümü hukuken kabul edilir ve nüfus kaydına ölüm şerhi düşülür. Gaiplikte ise kişi “ölmüş gibi” kabul edilir ancak bulunması halinde karar hükümsüz hâle gelebilir. Ölüm karinesinde ise olayın niteliği nedeniyle kişinin hayatta olma ihtimali yok denecek kadar düşük olduğu için geri dönüş ihtimali son derece sınırlıdır.
Ölüm Karinesinin Miras ve Sigorta İşlemlerine Etkisi
Ölüm karinesi verildiğinde kişi hukuken ölmüş sayıldığından miras işlemleri doğrudan başlatılabilir. Gaiplikte olduğu gibi teminat verilmesi gerekmez; mirasçılar malvarlığını normal miras hükümlerine göre devralır. Bu durum, malvarlığı yönetimi açısından büyük kolaylık sağlar çünkü ölüm karinesinin uygulanması hâlinde kişinin yaşıyor olma ihtimali çok düşüktür. Mirasçılar, veraset ilamı çıkarabilmek ve malvarlığının tasfiyesini gerçekleştirebilmek için ölüm karinesi kararını kullanabilir.
Sigorta işlemleri açısından da ölüm karinesi büyük önem taşır. Hayat sigortası kapsamında ölüm tazminatının ödenebilmesi için sigorta şirketleri genellikle ölüm karinesi kararını yeterli kabul eder. Ancak bazı durumlarda sigorta şirketi olayla ilgili ek inceleme yapabilir; özellikle kasıt, ihmal veya sözleşme şartlarını etkileyen özel durumlar söz konusuysa detaylı değerlendirme gerekebilir.
Ölüm karinesi aile hukuku bakımından da önemli sonuçlar doğurur. Kişinin eşi, ölüm karinesi kararı sonrasında evliliğin sona erdiğini hukuken doğrulayabilir ve yeni hukuki haklarını kullanabilir. Ayrıca kişinin borçları, aktifleri ve malvarlığı ile ilgili işlemler de ölüm karinesinin kesinliği sayesinde hukuki güvenlik içinde yürütülebilir.